RECEP KÜPÇÜ
28.09.1934 - 26.04.1976
 

EŞİM RECEP KÜPÇÜ
CEMİLE KÜPÇÜ

(Cemile Küpçü'nün "Eşim Recep Küpçü" yazısı, bilinmeyen bazı sorunları günışığına çı-karıyor. Cemile Hanım, Burgaz doğumludur. Ev-lenmelerinden 26.4.1976 tarihîne kadar eş ve dert ortağı olarak, yaşamları, rahmetli Recep Küpçü ile bir yastıkta geçmiştir. Cemile Hanım, Türklüğü ve eşi Recep'in Türklük savaşımını sa­vunması nedeniyle 1989 yılında zorunju göçe tabi tutulmuştur. Öğretmen olarak çalışmaların! sürdürmektedir. Recep'in ölümünün 15. yıldö­nümünde, merhum dostumuza Allah'tan rahmet, kederli eşi, iki oğlu ve diğer yakınlarına baş­sağlığı dilekerimizi sunmayı borç biliriz).
... Yıllar geçse de, benim için Recep Küpçü her zaman 42 yaşında kalacak. Sanki dün Kır-cali Türk Pedagoji Okulunda talebeydik.
-Recep, 1934 yılında Filibe (Plovdiv) sanca­ğının Kuklene köyünde dünyaya gelmiştir. Orta tahsilini Kırcali Türk Pedagoji okulunda baş­layıp, Razgrat Pedagoji okulunda bitirdi. Asker­liğini "Trudovo Delo" gazetesinin Türkçe "E- • mek Eri" .bölümünde sürdürdü ve bitirince, ev­lenerek, doğduğum Burgaz şehrine yerleştik.

Recep'in Burgaz'ayerleşmesi,-O'nun içinçokşanslı bir dönem oldu. Burada, çağdaş Bulgar şiirinin şöhretlerinden sayılanNtdyalko Yordanov, Hristo Fotev, lliya Burjev, Stoyço Gotstv, Dimitar Velinov gibi 'şairlerle arkadaşlık ilişkileri kurdu Kardeşçe bir hayat yaşadılar. Recep'inölümünden sonra da -bu kişilerin- aileme karşı arkadaşlık duygusu, sıcak ilgisi devam etti. 'Recep; Burgaz yöneticileri tarafından da anlayışla karşılandı, sevildi. Şiirleri Bulgarca'ya çevrilerek kitap halinde neşredildi. Bulgarca'ya tercüme edilen ilk. şair Recep oidu Recep'in ölümü, şair dostlariyle btrabcr'jb Burgaz camiası tarafından asın ftüzuttF ve gîjnül kırıklığiyle karşılandı. O'nu] nasıl uğurladıklarını ölünceye kadarı unutamam. Arkadaşlarının ye halkını sevgisini onların gözyaşlarında gördüm Recep, hakikaten sevilen bir kişiydi,! çünkü, küçüklerle küçük, büyükler büyük oluyordu. Kime nasty davranacağını çok iyi biliyordu.

Recep, denizi çok sevdi. Deniz O'nun içlrij ilham kaynağıydı. Deniz için çok şiirler yazdı.
Hatırlıyorum. Recep bir şiir yazabilmesi için günlerce çalışıyor, sonra yazdığını ilkin bana ve
arkadaşlarına okuyordu. Düşüncemi jnutlâtey duymak istiyordu.

Recep'in ilk şiir kitabı "Ötesi Var" 1963 yılında yayınlandı. Bu, bizim için büyük se­vinçti. Bana hediye ettiği şiir kitabına* şunları yazmıştı:

"Çok sevdiğimi Cemileme”
Hayatımda beni yaşatan, kah gül­düren kâh kederlendiren üç varlığım var: birincisi, şiirim, ikincisi: Sen Ce­milem, üçüncüsü: iki oğlum birara-da....
Şu güldestem sana en samimi yadigârım olsun... Onun meydana gelişinde benim ka­dar sen de heyecanlandın, üzüldün ve sevin­din..."

Saygılarımla
RECEP KÜPÇÜ

ARAMAYIN BENİ


Bir gün yokolursam eğer apansızm
Hiçbir yerde aramayın beni
Hiçbir yerde.
Ne deniz boylannda
Ne de saksılı pencerelerde.
Zira ben ne deniz boyunda kumdum,
Ne de saksılarda çiçek,
Denizden ya da ellerin elinden
Su bekliyecek!
Ben ömrüm boyunca dalsamış bir kuştum Dallarda hayalen Gönlümce yuva kurmuştum, Yaşamanın tadını, mutluluğunu bulmuştum Gördüğüm bütün güzelliklerde Bir şeyler bırakarak kendimden. Ve bir gün anlamadım nasıl Yitirmişim kendimi kendi elimden.
Aramayın beni siz de, ben yokum artık,
Mezarım da olmıyacak hiçbir yerde.
Ben ki azaracık varım her şeyde :
Ağaçlarda
Çiçeklerde
Güzellerde...
Bir şeye yanıyorum ki tez tükendim, Sunam olup gittim çelteşik zamanlara Bir türkü kaldı ardımda yalnız, Kuş dilinden anlıyanlara...

 

İkinci şiir kitabı "Ötesi Düş Değil" 1967 yılında'basıldı. Kitabın başredaktörü İvan Ka-zanciev kitabı takdim yazısında şunları yaz­mıştı:
, "Ötesi Var" demiş şair. İşte devamı gel­di. Bu, Recep Küpçü'nün lirik yaşantılarının devamı ve sanattaki yüksek merdivenininikincibasamağrdır;aynızamandahayatta bizzatyarattıklarıolumsuzluklarıncezasına "düş olsun "gözüyle bakanlara toplu bir ce­vabıdır.
Şâir, şiirlerin özüne yüreğinin olanca sı­caklığını vermiş ve biçim anlayışını çok olası .bir şekilde uygulamasını ustaca becermiş, söz oyunlarından uzak kılmış ve gerçeği kendi renkleriyle anlatmıştır."

Recep'in şiirinden bazı "küçükyürekli" ve o dönemin borazanlığını yapan zavallı kişiler rahatsız oldu. Onlardan biri de Şürkü Tahi-rovtur./'Yeni Işık" gazetesinin 7 Aralık 1967 tarihli 147. sayısında Şükrü Tahirov'un "Sanatçılık Özgürlüğü veya İnsanlık Onuru" başlıklı, iğrenç, nefretle karşılanan bir yazısı ba­sıldı. Recep, haksız saldırıları her zaman nef­retle karşıladığı için, cevap olarak "Yeni Işık" gazetesine "DÜZENLENEN İĞRENÇ BİR 0-YUN ÜSTÜNE" başlığında bir yazı yazıp postaladı. Yazısına NOT olaraka şu cümleciği eklemişti: "Şayet içtenlik bizim toplumsal dü­zenimize yabancıysa, ben gerçekten bir yabancılaşmaya kurbanım demek".
Recep, soyunu, milletini çok seviyordu. İşte bu konuda yazdığı bir şiir:Senden uzakta ışıksız, anlamsız günler Sevdiğim özlem olmuş habire yakar içimi, Kimi umutlanır, ağlarım için için kimi Yüreğim, Türkiyem, doğdum doğalı seni ünler Senden uzakta ışıksız, anlamsız günler.,."

BURGAS'DA SABAH

Bir başka gelir Burgas'da sabahlar;
Burgas'da martılar uyanır ilkin,
 Sabah taravetinde sevişir martılar.
 Soma şehir uyanır. ........................... .
 Deniz uyanır,
Canlı cansız her şey canlanır
..........
 Ve açılır berrak bir gün, ........
Çözülür gecelerin ördüğü sır...

Bir vapur kalkar limandan,
 birazdan bir vapur gelir, uzaklardan,
çok uzaklardan.
 Fabrikalardan boru sesi yükselir,
bir nöbet çıkar işten, ....................
 bir başka nöbet davet edilir.

Öte yanda sütliman deniz . ....
Cömertçe açar kollarını .................
Ve sevenlere bahşeder sularını.
Plaj garkolur neş'esine insanların: alabildiğine bir gün başlar. ............
Ah, zevki mi olurdu yaşamanın; olmasaydı eğer şu sabahlar?

GÖNLÜMÜN YANKISI

Martılar çoktan yeşil suların üstünde Denizin güzelliği sevinçten
...............
 Meltem ıslak ellerle gelenek .............
 Okşadı yüzümü benim içten ............
 Martılar çoktan yeşil suların üstünde
Bir içgüdüdür bende güzelden yana olmak Elmaz taşsız yüzüğüm ben onsuz
.
Bilirsiniz her Temmuz sabahı ....
Gökyüzünün maviliği sonsuz ..............  Bir içgüdüdür bende güzelden yana olmak
Gönlümün yankısıdır gökyüzünün maviliği
Sevda menbaîn olmuş yüreğimde
Kır çiçeğine benzer sevdiğim
Saçları çayır otu genzimde
Gönlümün yankısıdır gökyüzünün maviliği
Bir gün el eder ünlerim size uzaklardan
Sanmam ki size yabancıdır
Benim coşkunluğum, özlemim
Uzaklarda yalnızlık acıdır
Bir gün el eder ünlerim size uzaklardan
Benim topladığım çiçekler sizin olsun tüm
Verdiğim çiçekleri koklayın
Bu yerlere uğrarsınız eğer
Siz de bu çiçeklerden toplayın
Benim topladığım çiçekler sizin olsun tüm.

 

"Kader" şiirinde Vatan hakkındaki düşün­celerini şöyle ifade eder:

Ben ki Bulgaristan'da doğmuşum,
Ama Bulgar değiliml
Ben ki Türkoğlu bir Türk'üm
Ama Türkiye'de değiliml '*
Vatana hasret, ulusumun bayrağına hasret
yaşıyorum kendi kederimi...
Belki de hasretim diye
Herkesten iyi biliyorum Değerini
Vatan, ve Ulusun! Ama sesim çıkmıyor bir türlü Sessizce ağlayışımı işiten varsa eğer Aşkolsun!"
Recep, geleceğimizin ne olacağını yılarca ön- narak-korkmadan, sakınmadan yazıyordu. Örne-
ceden biliyordu. Bildiklerini önsezilerine daya- ğin:
"Vallahi hep böyle giderse Şu dünyanını işleri, Çok geçmez, girerim kodese, İzin verin tam gelmişken yeri Kimliğimi açıklıyayım Size: Ben BuCgttristan Vatandaşıyım İsmim Recep Küpçü... Tepeden tomağa Türkoğlu bir Türk'üm! TH&mde, gözlerimde yaşatan Hep o sevdiğim türküm: "Yumurtanın kutbu yok Gözlerimde uyku yok, Sür gemici gemiyi Hiç kimseden korkum yok!"
Takat bu denli içten olduğum için Sezinliyorum bunu uzaktan, Ki bir gün kendimi kurtaramıyacağım

Üstüne bastığım tuzaktan.


Atacağım başıma püsküllü belâmı, Yaşadığım kentte. Caminin minaresi de yok, Bilmiyorum doğrusu, Ulusundan çok Bulgar polisine hizmet eden İmam Efendi
Nereye çıkıp okuyacak selâ mili...

 

Recep'siz kaldığımız gün, 26.04.1976 tarihidir. Ölümü hakkında Recep öldü" demek istesem de, içten gelen bir ses "Recep ölmedi, öldürüldü!" diye duyu-yourm. Kime de söylemiş olsam "Biliyo­ruz biz öldü mü, öldürüldü mu" diye ce­vap veriyorlar. Hakikat er-geç meydana çıkacaktır.
Recep'in ölümünden sonra bana kalan: üç yaşını doldurmayan oğlumu yetiştirip büyüt­mek, on yıla mahkûm olan büyük oğluma umut vermek ve Recep'i yaşatmaktı.... Ölü­münde sonra Recep'in Bulgarca olarak 2. şiir ' kitabı da yayımlandı. Recep'i yaşatan O'nun
eserleri olacaktır.
Recep, öldürüleceğini sanki sezmişti, bi­liyordu. Bu münasebetle bir şiirinde şunları yazmıştı:
II "ölen ben olsam da yenilen ben değilim" 22.03.1991-İstanbul

RODOPLAR'DAN BİR SES: RECEP KÜPÇÜ Kayıp Şiirler

Bulgaristan'ın tanınmış şair ve oyun yazarı Nedyalko Yordanov, yakın dostu Recep Küpçü'nün şiirlerini Bulgarcaya çevirmiş ve 1968 yılında "Dostlarım yolcu yolunda gerek" adıyla yayınlanan bu kitabın önsözünde, Aziz Nesin'in Recep Küpçü'yü Burgaz'da ziyarete geldiğini ve Türkiye'ye onun onun şiirlerinden oluşan bir dosyayla döndüğünü yazmıştır. 1991'de Recep Küpçü hakkında yazdığı bir yazıda bu olaydan söz ettikten sonra, "Bu şiirlerin kaderi ne oldu, bilmiyorum" diyor.
Türkiye' de bu güne kadar Recep Küpçü imzasını taşıyan herhangi bir şiir kitabı yayımlanmadığına göre, Aziz Nesin, kendisine teslim edilen dosyayla hiç ilgilenmemiş demektir. Kapağını bile kaldırmadan bir kenara atmış olması da pek küçük bir ihtimal değildir. Çünkü Demirperde ülkelerine rahatça gidip gelen Türkiyeli Komünistler, bu ülkelerde Türkçe yazan şair ve yazarları misafirleri oldukları sürece yüzlerine gülüp eserlerini beğenir göründükleri halde- hiçbir zaman ciddiye almamış ve Türkiye'de adlarını bile anmamışlardır.
Recep Küpçü"nün Aziz Nesin'e büyük ümitlerle teslim ettiği dosya yayımlanmış olsaydı. Bulgaristan'lı bu has şairin o yıllarda Türkiye'de "Büyük'" ilan edilen bir çok şairden kat kat üstün ve benzersiz bir şiir cevherine sahip olduğu açıkça görülecekti.

 

BURGAZ'DA BİR ŞAİR
Recep Küpçü, bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak 28 eylül 1934'te, Filibe sancağının Kuklene köyünde doğar. Kırcali Türk Pedagoji Okulunda başladığı orta öğrenimini Razgrat Pedagoji Okulu'nda tamamlayarak öğretmen olur. Askerliğini Truduvo Delo Gazetesi'nin Türkçe Emek Eri bölümünde yaptıktan sonra Cemile Hanım'la evlenerek eşinin doğup büyüdüğü şehir olan Burgaz'a yerleşir.
Recep Küpçü'nün Burgaz'a yerleşmesi, hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Burada Nedyalko Yordanov, Hristo Fotev, İliya Burjev, Stoyço Gctsev, Dimitır Velinov gibi çağdaş Bulgar şiirinin en önemli isimleriyle yakın dostluklar kurar ve kısa sürede bu genç şairler grubunun en aranan, en sevilen üyelerinden biri haline gelir. Bu arada Türkçe yayımlanan Yeni Işık gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başlamıştır. İlk şiir kitabı Sofya'daki Halk Eğitimi Yayınevi'nin Türkçe Bölümü tarafından " Ötesi var" (1963) adıyla yayımlanır. İkinci şiir kitabı ise dört yıl sonra çıkar. "Ötesi Düş Değil" (1967).
Bu arada, Recep Küpçü ile Bulgar şairi Nedyalko Yordanov arasındaki dostluk çok ilerlemiştir. Bir gün Yordanov, Küpçü'ye, şiirlerini Bulgarca'ya çevirmek istediğini belirterek yardımcı olmasını rica eder. ve çalışmaya başlarlar. Böylece şiirleri Bulgarca'ya tercüme edilmiş İlk Türk soylu şair unvanını kazanan Küpçü*nün kitabı Yordanov'un tercümesiyle Varna yayınevi tarafından 1968 yılında yayımlanmıştır. "Dostlarım, Yolcu Yolunda Gerek". Ancak, bu kitap Septemvri dergisinde çıkan bir değerlendirme yazısı sayılmazsa, tuhaf bir sessizlikle karışılanacaktır.

 

TAHİROV DİYE BİRİ
Küpçü, şiirlerinin Bulgarca'ya tercümesi için Yordanov'la çalışırken, aleyhine tezgahlanan oyunlardan habersizdir. Esasen, çalıştığı Yeni Işık gazetesine, 1961 "den beri bir yığın ihbar mektubu gönderilmiştir ve gönderilmeye devam etmektedir. Özellikle ikinci şiir kitabının yayımlanmasından sonra aleyhindeki kazan iyiden iyiye kaynamaya başlar. Gazeteden önce soyadını "Küpçüev" şeklinde yazması emrini alır. Ancak Türklüğüne son derece bağlı olan şair. emre uymaz ve bu yüzden işinden atılır.
Hadise bu noktada kalmayacak, Şükrü Tahirov adlı biri. Yeni Işık'ın 7 Aralık 1967 tarihli sayısında çıkan " Sanatçılık Özgürlüğü ve İnsanlık Onuru" başlıklı yazısında şaire insafsızca saldırarak "Milliyetçilik"le, komünist ideallere ihanet etmekle suçlayacaktır. Tahirov, "Ötesi Düş Değil"deki en güzel şiirlerden biri olan "Yaşamak Üstüne"de komünist rejiminin eleştirildiğini öne sürmüş. "Hasbihal" şiirindeki "Hadi Dost Bildiklerim, yürüyelim" mısralarını da şöyle yorumlamıştır:
"Bizi nereye götürmek istiyorsun Recep Küpçü? Söylesene! Bilirsek erek bildiğin ufukları biz geliriz seninle. Sonra sen kimsim? Hangi toplumsal gücün sembolüsün? Küpçü'nün bu yabancılaşması, bu yalnızlık ve kendi çağından kopmuş olması onu daha sonra korkunç bir karamsarlığa ve bir sürü iftiralara götürmektedir."
Küpçü'nün "Rodoplar", "deıtleşim". "üç korku" gibi şiirlerinde de düzeni itham ettiğini ileri süren Tahirov. yazısında komünizmin en ideal düzen olduğunu ve eleştirilemeyeceğini belirterek soydaşı bir şairi açıkça jurnal etmiş ve başına bir yığın dert açılmasına dert olmuştur.

 

ÇİLELİ YILLAR
Recep Küpçü, o günlerde işsiz olduğu için büyük bir maddi sıkıntı içinde bulunmakta, bir yandan çaresiz bir hastalığa yakalanarak ölüm döşeğinde yatan oğlu Ünal'ın acısıyla kıvranırken, bir yandan Gizli Servis tarafından sıkı bir şekilde takip edilmektedir. Artık onunla görüşmek çok tehlikeli bir iştir. Sonrada gönüllü olarak Orlin Zagorov adını alan Şükrü Tahirov adını alan Şükrü Tahirov gibi hainler veya zayıf iradeli Türkler de. polisten biraz baskı görünce "Recep bizi Türkçe kitap okumak mecburiyetinde bırakıyor" diye güya itirafta bulunarak şairin büsbütün zor duruma düşmesine sebep olmuşlardır.

Recep Küpçü'ye en sıkıntılı günlerinde Nedyalko Yordanov, Hristo Fotev, Stoyço Gotsev. İliya Velinov gibi Bulgar şair dostlarının yardım elini uzatmaları, onu savunmak ve iş bulmak maksadıyla birçok kapıyı çalmaları dikkat çekicidir. Nedyalko Yordanov. 3 Temmuz 1971 tarihli günlüğünde bu konuda şunları yazıyor:
"Recep çoktandır işsiz. Ama gurur ve onur sahibi olduğu, soyadının Bulgarlaştırılacağını bildiği için Yeni İşık gazetesine de yazı gönderemiyor. Birkaç yıl sondalarda çalıştı. Bundan sonra Burgaz Süt kurumunda da ancak bir ay kalabildi. Dört süt şişesinin fazla olduğu görülmüş. Yetkili Recep'i suçlamaya başlayınca, tepkisi şiddetli olmuş: Bunlar burnumdan getirdiğiniz ana sütümdür, şaşacak ne var ki? diyerek buradan da ayrılmıştır. Todor ve Atanasov'la beraber
- Recep'e iş için bütün işletmeleri gezip dolaştık, bir yerde iş bulamadık. Recep Küpçü, başta Nadyalko Yordanov olmak üzere, şair dostlarının yardımıyla zaman zaman iş bulursa da, Gizli Servis (DS)'in gözü sürekli üzerindedir. Özellikle Martinkata takma adıyla tanınan Martin Martinov, Burgaz'da DS'nin Yaratıcı Aydmlar bölümünde şeflik yaparken Recep'e karşı çeşitli komplolar ve provakasyonlar düzenler. Son derece güçlü bir bünyeye sahip olan Recep Küpçü. bir gün Matinkata'nın adamlarından birini fena halde hırpalamıştır. Nedyalko, Recep'in bu tür davranışlar yüzünden birkaç defa Emniyet'in mahzen katına sürüldüğünü söylüyor.
Recep Küpçü'yü en fazla sarsan hadise, büyük oğlu Ünal'ın henüz 14 yaşında hayatının baharını yaşarken kaybetmiş olmasıdır. Yordanov, Recep'in o günlerde kendisine tamamı Bulgarca yazılmış şiirlerden meydana gelen "Irmaklar Yılankavi Akar" adlı baskıya hazır bir kitap getirdiğini, bu şiirlerin tamamında oğlunun ölümünden duyduğu büyük acının yansımaları bulunduğunu anlatır. Dosyada ayrıca Ünal için aşırı duyarlıkla yazılmış şiirlerin yer aldığı bir bölüm bulunmaktadır.
Ünal'ın ölümünden sonra, Küpçü ailesi, küçük oğullan Erdinç'le teselli bulmaya çalışır. Yordanov. "Yoksulluğa.
manen yıpranmışlığa ve garantisiz bir hayata rağmen", Recep* in yeni çocuk sahibi olmaktaki kararlılığından söz etmektedir. Nitekim bir süre sonra doğan üçüncü oğluna, kaybettiği ilk oğlunun adını verir. Daha sonra doğacak kızı ise ne yazık ki bir yaşına girmeden ölecektir.

Recep Küpçü, bütün direnme gücüne ve hayata bağlılığına rağmen, zaman zaman büyük ümitsizliklere kapılmış ve yayımlanmış şiirlerinde ümitsizliğini dile getirmiştir. "Dünya ile Yüzyüze" adını verdiği yayımlanmamış şiir dosyasındaki "Biraz Hava Biraz Vefa Arıyorum" adlı şiirinin son mısraları dikkat çekicidir.

 

Bizim lehimize olan Bir tek ihtimal kaldı Satılmadan ölmek


Şairimiz gerçekten satılmamış ve ölümü de büyük ihtimalle bu yüzden olmuştur. Aynı dosyadaki bir başka şiirde (Diyojen'in Umudu ve Benim Önsezim) başına gelecekleri açıkça sezdiğini hayretle görüyoruz.

Vallahi hep böyle giderse
Şu dünyanın işleri
Çok geçmez girerim kodese
İzin verin gelmişken tam yeri,
Kimliğimi açıklayayım sizlere:
Ben bir Bulgaristan vatandaşıyım,
İsmim Recep Küpçü,
Tepeden tırnağa bir Türk oğlu Türk'üm
Şu varki bu denli içten olduğum için,
Sezinliyorum bunu ta uzaktan,
Bir gün kendimi kurtaramayacağımı,
Üstüne bastığım tuzaktan.
Er geç alacağım başıma püsküllü belamı.

 

KÜPÇÜ'NÜN ÖLÜMÜ VE SONRASI
Recep Küpçü, üstüne bastığı tuzaktan gerçekten kendisini kurtaramaz. 26 Nisan 1976 yılında Varna'da ani ölümünün sim hala çözülebilmiş değildir. Eşi Cemile Küpçü, içinden bir sesin -iRecep Ölmedi, Öldürüldü!" dediğini söylüyor. Genel kanaat, onun milliyetçi fikirlerinden ve etkileme gücünden endişeye kapılan komünist yönetim tarafından öldürtülmüş olduğudur.
Recep Küpçü'nün ölümünden sonra ailesi de rahat bırakılmamış, oğlu Erdinç birtakım komplolar düzenlenerek hapse atılmıştır. Yordanov, babası gibi Erdinç'i de yalnız bırakmaz, hapisten kurtarmak için elinden geldiğince gayret gösterir. Hatta Recep Küpçü'nün bir zamanlar kendisine verdiği dosyayı, Cemile Hanım'daki şiirlerle birleştirerek neşrettirir. Yordanov'un maksadı, öldürülen şairin büyüklüğü etrafında gürültülü bir ortam yaratmak, böylece Erdinç'in cezasını hafifletmesini sağlamaktır. Ancak bu gayreti istenen sonucu vermez.
Bu çileli yılların ardından Tükler'in adlarının zorla değiştirilmeye başlandığı felaketli yıllar gelir çatar. Cemile'ye Asya, hapisten çıkmış olan Erdinç'e Emiliyan, ado verilir, soyadlarına dokunulmaz.
1989 yılında " zorunlu göç"e tabii tutulan Küpçü ailesi şimdi İstanbul'da yaşamaktadır.

KÜPÇÜ'DE TÜRKLÜK ŞUURU
Recep Küpçü'nün. sosyalizmi önceleri samimiyetle benimsediği, ancak en azından Bulgaristan'da uygulanan biçimiyle sosyalizmin bir aldatmacadan ibaret olduğunu çok erken fark ettiği muhakkaktır. "Biz Beyaz Köleler" adını verdiği yayımlanmamış dosyasında yer alan, 1961'de yazdığı •'İşit Kardeşim" adlı şiirinde Bulgaristan gerçeğini şöyle anlatır:
Masallar anlatılır sana uzun uzun Ki Bulgaristan'da doğruluk varmış. Burada yaşayan bUtün insanlar, Özgür ve mutlu yaşarlarmış,
Bunların asılsızlığını bildiğin halde Yine hep bu masallardır seni aldatan. Bizim için Bulgaristan değil, Türkiye'dir ana vatan.
"Anavatan üstüne" yazdığı "Nasıl Anlatsam" adlı şiirindeki şu mısralar da gerçekten çarpıcıdır:
Özgürsem karanlıklarda sana aşıklığımdandır Sana aşıklığımdandır karanlıklarda korkmuyorsam Ömrünün sonuna kadar anavatan Türkiye'yi özleyen ve ne yazık ki "Canım Şiirim" dediği İstanbul'u göremeden ölen Recep Küpçü, gönüllü olarak Orlin Zagorov, Andrey Andreev, Karnen Kalinov gibi isimler alıp soyadlarını inkar eden ve rejimin uşaklığına soyunan Şükrü TahirovMardan çok farklı, Türklüğü ile gurur duyan, bütün baskılara rağmen, değil adını değiştirmek, soyadının sonuna "ev" ekini bile koymaya yanaşmayan, Türkiye'ye yürekten bağlı bir şairdir. Sözünü ettiğimiz yayımlanmamış şiir kitabında yer alan aynı tarihli bir şiirinde de Türklüğüyle nasıl övündüğünü şöyle dile getirir:
Madem ki bel bağladığım Bir şey var şu dünyada, Yoksul da olsam Ben yine bahtiyarım. Yad ellerde de bulunsam Türklüğümle övünür, Türk gibi yaşarım.

ŞAİRLİĞİ HAKKINDA
Balkan ülkelerinde azınlık olarak yaşayan Türklerin yetiştirdiği en büyük şair olan Recep Küpçü, özellikle ikinci şiir kitabı olan " Ötesi Düş Değil" deki şiirlerinde çok güçlü bir şair olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiyeli solcu şairlerin özellikle dilinden etkilenerek uydurma kelimeleri yer yer rahatsız edecek ölçüde kullanmış, hatta kendisi de "umkırıklığı" gibi kelimeler

uydurmuşsa da, sağlam bir şiir diline, zengin bir imaj dünyasına sahiptir.
Eşi Cemile Küpçü tarafından bize getirilen "Dünya ile yüzyüze" ve "Biz beyaz köleler" adlarını taşıyan yayımlanma­mış dosyalarındaki şiirler ise aralarında çok iyileri bulunmakla beraber sanırız en sıkıntılı günlerinde yazdığı için genellikle çalakalemdir. Gencecik yaşında beklenmedik bir şekilde ölen (veya öldürülen) Küpçü'nün bu şiirler üzerinde yeterince ça­lışma fırsatı bulamadığını düşünebiliriz.
Elinizdeki kitap Recep Küpçü*nün büyük bölümünü "Ölesi var" ve "Ötesi Düş Değil" adlı kitaplarından seçtiğimiz şiirlerden meydana gelmektedir. Yayımlanmamış dosyalardan seçtiğimiz şiirleri ise ayrı bir bölüm halinde sunuyor ve değerli şairi rahmetle anıyoruz.
Beşir Ayvazoğlu

 

Internet explorer  800x600